Tüy ateşe, ateş kana, kan kemiğe, kemik iliğe, ilik küllere, kül

27/10/2008 ·



Evim yandığından beri ayı daha net görüyorum.

İçime düşen tüm cennetlere bakıyorum.

Ellerimle tuttuğum cennetler gördüm, fakat bıraktım.

Tutamadığım sözler gördüm.

Azaltamadığım acılar...

İyileştiremediğim yaralar...

Dökemediğim gözyaşları...

Kederlenemediğim ölümler gördüm.

Açmadığım kapılar... Kapatmadığım kapılar...

Geride bıraktığım sevgililer...

ve yaşamadığım hayaller...

Kabul edemediğim, bana sunulanların hepsini gördüm.

Arzu ettiğim, fakat asla almadığım mektuplar gördüm.

Olabileceklerin tümünü gördüm, fakat asla olmayacak...
.............................................................................................

Hortumunu yukarı kaldırmış bir fil yıldızlara bir mektuptur.

Balinanın suda sıçraması denizin dibinden bir mektuptur.

Bu imgeler hayallerime bir mektuptur.

Bu mektuplar sana olan mektuplarımdır.

Kalbim pencereleri yıllardır açılmamış eski bir ev gibidir.

Fakat şimdi pencerelerin açıldığını duyuyorum.

Turnaların Himalayaların eriyen karlarının üstünde...

...yüzdüğünü hatırlıyorum.

Deniz ayısının kuyruğunda uyumak...

Sakallı fokların şarkısı...

Zebranın havlaması...

Kumun çıtırdamaları...

Karakulakların kulakları...

Fillerin egemenliği...

Balinaların suda sıçraması...

ve boğa antilopunun silueti...

meerkat'in ayak parmağının kıvrımını hatırlıyorum.

Ganga nehrinde yüzmek...

Nil'de gemi yolculuğu...

Hatshepsut kolidorlarında dolaşmayı ve birçok kadının yüzünü hatırlıyorum.

Sonsuz denizler ve binlerce mil nehirler...

Babalar ile çocuklar hatırlıyorum...

ve tadı hatırlıyorum...

ve şeftalinin kabuğunu soymayı...

Herşeyi hatırlıyorum.

Fakat geride bırakılanları hiç hatırlamıyorum.

rüyalarını hatırla...

rüyalarını hatırla...

rüyalarını hatırla...

hatırla...

...........................................................


(Gregory Colbert  Ashes and Snow 2005)

Yorum (yok) Yorum yaz!

can sıkılmada

20/10/2008 ·

 



Can sıkıntısı : Arzulamayı arzulamak.”
Tolstoy - Anna Karenina

Yorum (yok) Yorum yaz!

bir tebessüm kaldı

16/10/2008 ·

 

Acı acıyla kıyaslanmıyor şu an senin acın ve yaşayacaksın o acıyı. Acıda biter ve sende bitireceksin.Ama bıraktığı tahrifatın kalıcı olup olmaması konusunda sana garanti veremiyorum.  Hiçbir şey kar etmiyor olacak etmeyecekte kökleri koparılmış bir ağaç gibi nereye devrileceğini bilemeyeceksin. Etraftan anlatacaklar seninki benimkinin yanında hiç kalır , benim acım senin acını döver yarışına girecekler. En çok teselliyi vermek yarışına girecekler en çok yardımı yapmak yarışına girecekler. Ama sen hiçbirini görmeyeceksin bilmeyeceksin. Bir bakış yetecek seni anlıyorum acını anlıyorum bakışını bileceksin, bir omzuna dokunuş   seni sarmalıyorum güçlü ol ben yanındayım sarmalaması  onun samimiyetini o an bile o acıyla bile o karmaşada kargaşada bile hissedeceksin ve o görüntüler kalacak benliğinde .

Sevdiğini sevgiliye teslim edeceksin  ve döneceksin. Bırakmış olmayacaksın o seni bırakmayacak bileceksin. Hep yanında yaşıyor hissedeceksin. Gelip kapıyı açmasını bekleyeceksin, gelip açsa hiç şaşırmayacak kadar yaşıyor hissedeceksin. Yolda kalabalıklar arasında bir an onu göreceksin ve hızla onu arıyor olurken bulacaksın.  Rüyalarında göreceksin kabuslarla uyanacaksın  bir kere değil çok kere ölüyor olacak rüyalarında. Acı içinde uyanacaksın etrafına bakacaksın geçmiş gün geçmişti böyle bir gün diyeceksin. Bir kere ölmüş baban tekrar tekrar ölecek rüyalarında :(  Gün gelecek rüyandada olsa uzatmasını istediğin elini yanağına değdirecek sana rüyanda. tebessüm edecek “neden o kadar acı çekiyorsun evladım ben burada çok rahatım” diyecek. Ve o andan itibaren kötü rüyalar  bitecek.

Yorum (yok) Yorum yaz!

zorba

13/10/2008 ·

Ben   ülkem  için   senin  saçlarını  havaya dikecek  şeyler yaptım. Öldürdüm, köyleri yaktım, kadınlara tecavüz ettim. Peki neden? Çünkü onlar Türk'tü, ya da Bulgar! Lanet olası, berbat bir salaktım. Şimdi, insana bakıyorum, her insana... ve şöyle diyorum   iyi, kötü. Yunanlıymış, Türkmüş, bana ne? Yediğim ekmeğin üzerine yemin ederim ki... yaşlandıkça, bunu bile sormayacağım. İyi veya kötü, farkı nedir? Hepimiz aynı yere gideceğiz... solucanlara yemek olacağız.

....................................................................

-Gençler niye ölür? Biri niye ölür ki? Söyle bana.

-Bilmiyorum.

-O lanet olası kitapların, ne işe yarıyor? Eğer sana bunun cevabını söylemiyorlarsa, hangi kahrolası şeyi söylüyorlar ?

-Onlar bana   senin gibi, cevaplayamadığı sorular olan insanların  çektikleri acıları anlatıyor.

 

 


(Zorba the Greek 1964)

Yorum (1) Yorum yaz!

fight club

26/8/2008 ·



Bir şeyler kırılıyordu, bir şeyler kırıldı. Kendini-nasıl demeli?- dayanıklı hissetmiyorsun artık: Sana bugüne kadar güç veren-öyle sanıyordun, öyle sanıyorsun-, yüreğini ısıtan şey, varoluş duygun, neredeyse önemli olduğun duygusu, dünyaya bağlanma, dünyada kalma duygusu eksikliğini hissettirmeye başlıyor. (...) Keşke insan türüne ait olmak, o dayanılmaz ve sağır edici gürültüyü de beraberinde getirmeseydi;  Karşı karşıya getirilebilen başparmaklara, iki ayak üstünde duruşa, omuzlar üzerinde başın yarım dönüşüne fazla ağır bir bedel bu. Yaşam denen bu kazan, bu fırın, bu ızgara, bu milyarlarca uyarı, kışkırtma, tembih, coşkunluk, bu bitmek bilmeyen baskı ortamı, bu sonsuz üretme, ezme, yutma, engelleri aşma, durmadan ve yeniden baştan başlama makinesi, senin değersiz varoluşunun her gününü, her saatini yönetmek isteyen bu yumuşak dehşet.’

Fazla ağır olduğunu düşündüğün bu bedeli ödemek istemiyorsun artık. Bu yumuşak dehşetin baskısına daha fazla karşı koyamıyorsun. Kendinden usulca vazgeçiyorsun. Kendinden, bilincinden, epey bir zaman dünyanın merkezi olduğunu varsaydığın konumundan el çekiyorsun. Dünyanın selameti için vazgeçilmez bir unsur değilsin. ‘Yaratılmışların en şereflisi’ olmadığını biliyorsun artık. Bu çılgın hızdan, bu çılgın hızın senden bağımsız olarak almış olduğu gidişattan korkuyorsun. Korku tüm hücrelerini ele geçiriyor. İçinde, kanına kardeş dolaşan bir şey oluyor korku. Yapacak tek bir şey kalıyor senin için: yenilgiyi kabul etmek. Kabul ediyorsun. Dünya üzerindeki yerini, konumunu, koordinatlarını tekrar belirliyorsun. Mağlupların sinikliği var üzerinde. Kaybetmişlerin çaresizliği. Her yanına sinmiş çıkışsızlığın ağır kokusu. Dünya senin etrafında dönmüyor artık.


"Efendisin. Kölesin. Bir çok ‘Şey’e sahip olan bir efendisin. Sahip olduklarının sonunda sana sahip olduğu bir kölesin"

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

17/8/2008 ·



ne içindeyim zamanın
nede büsbütün dışında
yekpare geniş bir anın
parçalanmış akışında

Yorum (yok) Yorum yaz!

6/5/2008 ·

 

bugün benim doğum günümdü

bir yıl daha özgür olmak isteğimle

 kuşlar gibi uçmak isteğimle

geldi geçti

Yorum (4) Yorum yaz!

gidiyoruz tozlanmış yüreklerimizle

1/4/2008 ·

 
Gidiyoruz, tozlanmış, onca yitirişten
nicedir katılaşmış yüreklerimizle.
Yalnız bizi dinlememeleri değil mesele,
sağırlaşmışlar da üstelik, tozlanmış
inlemeleri duyup yakınamayacak kadar.

Şarkı söylüyoruz, ezgi yüreğimizde.
Oradan çıkabildiği hiç duyulmamış.
Yalnız arada bilenlere rastlanırmış:
Tutan olmamıştı bizi, kalalım diye.

INGEBORG BACHMANN

Yorum (3) Yorum yaz!

o hep kendi evindedir.

26/3/2008 ·

O hep kendi evindedir, evinin dışında olup bitenlere ilgisizdir, kendi protestosunu yükseltmektedir, baharla açılan, renk renk serpilen çiçek tarhlarını seyretmektedir, çiçeklerin kokusunu duyumsamaktadır, güzün yaprakların kuruyuşunu, çiçeklerin tükenişini bir kuru yapraktan ibaret kalışlarını…

Gezinmektedir evin içinde, kitap okumakta, düşünmektedir, yaradanı anmaktadır, yalnız onunladır, onunla baş başadır.

Kendi hayatını sürdüren bir  derviştir o, kimseye kendisi gibi yaşamasını öğütlemez ama kimseyide kendi hayatına karıştırmaz.

 

rasim özdenören

gül yetiştiren adam

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::